Hafİf Kültürlü Eğlencelİk Muhabbet

Burada izlemekten, dinlemekten ve okumaktan hoşlandığım kültür-sanat ürünleri ve eğlencelik şeyleri paylaşıyorum. Filmler, albümler, dergiler, kitaplar, diziler, animeler, oyunlar vb. gibi pek çok şey hakkında tamamen öznel yorumlarımı incelemelerimi sadece yazmak istediğim için yazıyorum.

Film Festivalinden Notlar – Tanrının Gittiği Gün (Le jour où Dieu est parti en voyage) 03/05/2010

Ruth Nirere - Tanrının Gittiği Gün

Ruth Nirere - Tanrının Gittiği Gün

Philippe Van Leeuw’un yazıp yönettiği Tanrının Gittiği Gün, Ruanda’da gerçekleşen soykırım ve şiddeti anlatıyor. 1994 yılında Hutu ve Tutsi kabileleri arasındaki politik ve etnik gerilim Ruanda’yı iç savaşa sürükledi ve Hutuların elinde olan hükümet ve Ruanda ordusu organize bir şekilde Tutsi kabilesine soykırım uyguladı.  Tutsi kabilesinden her yaşta kadın ve kıza tecavüz edildi. Resmi rakamlara göre 500.000, tahminlere göre 500.000- 1.000.000 kişi hayatını kaybetti.

Ruanda’daki olayları herhangi bir senaryo olmadan rastgele gösterseniz dahi izleyiciyi etkileyip sarsabilirsiniz. Ancak Tanrının Gittiği Gün’de hiçbir şiddet sahnesi bulunmuyor. Yaşanan vahşetin kendisi değil, insanda uyandırdığı dehşet, korku, yalnızlık ve acı anlatılıyor.

Tanrının Gittiği Gün’ün başkarakteri Ruth Nirere beyaz bir ailenin yanında çalışmaktadır. Olayların başlaması ile beyaz aile BM koruması ile evden kaçar. Ancak Ruth, Tutsi kabilesinden olduğu için dışarı adım atar atmaz öldürülme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu yüzden evin tavan arasına saklanır. Evin yağmalanması bitene kadar orada kalır ve bu süre içinde dışarıdaki katliamın seslerini dinlemek zorunda kalır. Böylece Ruth’un film boyunca süren korkusu, yalnızlığı, şiddete tanık oluşu ve saklanma çabası başlar.

Saklanan, kaçan, hayata tutunmaya çalışan Ruth, her yerde neler olup bittiğini, tecavüzleri, cinayetleri, katliamın izlerini görecek, duyacak ve yarattığı acıyı birinci elden hissedecektir.

Tanrının Gittiği Gün Ruth’un acı, korku ve şok içindeki ruh halini göstererek dolaylı bir anlatımla şiddetin kendisinden daha az işlenen bir yönünü gösteriyor. Şiddetin kendisi kadar korkunçluğunu, insanı nasıl aciz bıraktığını anlatıyor. Ruanda’daki tüm şiddet Ruth’un etrafını sarmıştır ve korku, acı onu da yıkacaktır.

Tanrının Gittiği Gün şiddetin aktarımı olarak farklı bir anlatım tutturuyor ama bu anlatım tarzı Ruanda’daki acıyı tam olarak yansıtmıyor. Bir insan olarak izleyiciyi geçeklerle daha çok yüz yüze getirebilirdi .Gene de tarihte yerini alan bu korkunç olaya dair izleyebileceğiniz farklı bir film.

 

Festivalden Notlar – Katliam (Kinatay) 16/04/2010

Kinatay

Kinatay

İKSV’nin kitapçığında Nuri Bilge Ceylan’ın Katliam için Cannes’ın en güçlü filmi, dediği yazıyor. Nuri Bilge Ceylan’ın jüri üyesi olduğu 2009 Cannes’da en iyi yönetmen ödülünü alan Katliam, izleyiciyi tam da amaçladığı biçimde etkiliyor ancak bu etkileme izleyiciye hiçbir şey katmıyor.

Yönetmen Brillante Mendoza’nın Manila’daki şiddete dair gerçek bir hikayeden yola çıkarak çektiği Katliam’da polis okulunda okuyan genç Peping’in bir gününü izliyoruz. Peping ve çevresindeki hemen herkes oldukça fakirdir ama yeni evlenen Peping mutludur. Bir çocuğu vardır, babası gibi o da polis olacaktır. Filmin ilk çeyreğinde, Manila’dan görüntülerle mutlu bir tablo çiziliyor ki yönetmen bu mutlu tabloyu filmin kalan kısmında seyirciyi daha da çok germek için bir kontrast olarak kullanıyor. Peping gene polis olan bir arkadaşının çağırması ile yozlaşmış bir grup polisin peşine takılır. Ancak polislerin bir hayat kadınını kaçırmasıyla işler çirkinleşmeye başlar.

Mendoza, Peping’in ahlaki seçimini anlatmak için 110 dakika kullanmış. Bunun dışında seyirciye bir şey anlatmaya çalışmamış. Film üç parçadan oluşuyor: Manila’da yaşamdan canlı, hareketli ufak bir kesit, “Ne olacak?” sorusu ve karanlık, flu, basık görüntülerle yaratılan bir gerilim ve son olarak saf şiddet… Mendoza, Peping’in kararsız kalışına değindiği birkaç sahne dışında seyirciye sadece bir seyir sunuyor. Seyirciyi gerip çarpıcı şiddetle karşı karşıya bırakması oldukça başarılı ama bu filmin sıkıcı olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Sanki 2 paragraftan ibaret bir 3. sayfa haberini filme dönüştürmek için sahneler elden geldiği kadar uzatılmış. Öyle ki Peping’in evlendiği ilk bölüm, sadece zıtlık oluşturarak sonraki kısımlardaki gerilimin ve şiddetin etkisini artırmak amacıyla filme katılmış gibi. Aslında filmde konu edilen vahşi olay, pek çok şekilde anlatılıp derinlemesine işlenebilecek bir konu ama Mendoza, konuyu işlemeye çalışmamış, sadece kameraya almış. Bir kameraman, filmin konu edindiği gerçek olaya başından sonuna eşlik edip görüntüleri paylaşsaydı teknik olarak daha zayıf ama içerik olarak aynı film olurdu.

Katliam insanda garip bir duygu bırakıyor. Film bittikten sonra gerilim ve şiddetin sizi etkilediğini hissediyorsunuz ama bu etkileme bir anlam ifade etmiyor. Gerilimin sıkıcı, şiddetin de beklenen bir şey olduğunu düşünüyor, filmden içinizde bir boşlukla çıkıyorsunuz.

Share

Paylaş

 

 
%d blogcu bunu beğendi: