Hafİf Kültürlü Eğlencelİk Muhabbet

Burada izlemekten, dinlemekten ve okumaktan hoşlandığım kültür-sanat ürünleri ve eğlencelik şeyleri paylaşıyorum. Filmler, albümler, dergiler, kitaplar, diziler, animeler, oyunlar vb. gibi pek çok şey hakkında tamamen öznel yorumlarımı incelemelerimi sadece yazmak istediğim için yazıyorum.

Fidel’in Yüzünden (La Faute à Fidel) 07/01/2010

Filed under: Film — degoryan @ 20:51
Tags: , , , ,

Fidel'in Yüzünden

Arkadaşlarımdan kimi bu yazıyı gördüklerinde gene mi aynı film, diyeceklerdir. Evet gene aynı film. Çünkü Fidel’in Yüzünden’in diyalogları, hikâyenin aktarılışı, oyunculuk bakımından son yıllarda izlediğim en nitelikli filmlerden biri.

Costa Gavras’ın kızı Julie Gavras’ın yazıp yönetmenliğini yaptığı film 70’lerde sosyalizmin yükseldiği, insanların düşündüğü ve “bir şeyler” yaptığı yıllarda geçiyor. Kahramanımız ne militan bir aktivist ne de derin devletten bir faşist. Sadece ailesinin yeni yaşamına ayak uydurmaya çalışan 9 yaşında bir kız çocuğu. Nina Karvel, Anna rolüyle gerçekten harika bir iş çıkarmış. Anna’nın bocalamalarını ve değişimini çok güzel yansıtıyor. Julia Gavras senaryoyu yazarken, siyasal ve sosyal konulara değinen filmleri ve politik duruşundan tanıdığımız babasıyla olan ilişkisinden, kendi küçüklüğünden oldukça beslenmişe benziyor.

Anna’nın anne babası bir anda ne yaptıklarını, nasıl yaşadıklarını sorgulamaya başlarlar. İkisi de kendilerini işlerine kaptırmış, iki çocukla kendi ebeveynlerinin hayatlarını kopyaladıklarını fark eder.  Eski düşüncelerini, dünya görüşlerini ve hayallerini hatırlayan çift, yavaş yavaş sosyalist bir yaşam tarzına geçiş yapar. İşleri, yaşayışları ve çevrelerindeki insanlar değişmeye başlar. Anna bu değişimi hiç iyi karşılamaz. Julie Gavras, çocukların alıştıkları şartlar bozulduğunda nasıl bocaladıklarını, kızdıklarını ve huysuzlaştıklarını çok güzel aktarmış. Anna takip edemediği biçimde hayatında gerçekleşen yeniliklere karşı elinden geldiğinde direnç gösterir ve anne babasına kızar. Bu kızgınlığı hem değişimi istememesi hem de ona anlam verememesindendir. Gavras, Anna ile aslında düşüncelere ve olaylara karşı insanların genel duruşunu da gösteriyor bizlere.

Film boyunca Anna çevresinde gelişen olayları anlamlandırmaya çalışır ve paylaşmak, başka kültürleri, dinleri tanımak ve onları kabul etmek, sorgulamak ve sürüye dâhil olmamak gibi kavramları tanıyıp, anlayıp hissettikçe, itiraf etmek istemese de yeni yaşamından keyif almaya başlar.

Anna’nın hayatı algılayışındaki değişime kendimizi kaptırıyoruz izlerken. Senaryo gerçek bir karakter sunuyor bize. İnandırıcı ve yaşayan bir karakter…  Arka planda dönemin siyasal olayları gelişirken olaylar ve insanlar onu etkiler. Gavras bu etkiyi o kadar güzel işlemiş ki izleyici olarak Anna’nın duygularını hissediyor ve onu anlıyoruz. Büyümesinden ve çevresinde gelişenleri kavramasından mutluluk duyuyoruz.Anna karakteri filmi sürüklerken kardeşine değinmeden geçemeyeceğim. Anna’nın küçük erkek kardeşi Anna’nın aksine yeni olan her şeyden keyif alır ve kabullenir. Anlamaya çalışmaz sadece yeniliklerden keyif almaya bakar. Filmin komik anlarının kahramanı da çoğunlukla bu sevimli çocuktur.

Sonuç olarak Fidel’in yüzünden Şili’de yapılan darbe zamanını; kadınların kürtaj hakları için mücadele ettiği, insanların dünyanın daha iyi bir yer olması için romantik ve idealist duygularla dolduğu bir dönemi, iki küçük çocuğun gözünden sıcak, keyifli bir üslupla bize sunuyor ve düşündürüyor. Dönemin ruhunu hissederken Anna ile beraber onları daha iyi anlıyoruz.

Share

Paylaş

Reklamlar
 

 
%d blogcu bunu beğendi: