Hafİf Kültürlü Eğlencelİk Muhabbet

Burada izlemekten, dinlemekten ve okumaktan hoşlandığım kültür-sanat ürünleri ve eğlencelik şeyleri paylaşıyorum. Filmler, albümler, dergiler, kitaplar, diziler, animeler, oyunlar vb. gibi pek çok şey hakkında tamamen öznel yorumlarımı incelemelerimi sadece yazmak istediğim için yazıyorum.

KÖRLÜK 05/01/2010

Filed under: Kitap — degoryan @ 20:15
Tags: , , , , , ,
dokunarak görmek

dokunarak görmek

Kimi kitaplar vardır; dostlarınız, sevdikleriniz okusun keyif alsınlar, istersiniz.  Hatta yeni tanıştığınız kişilere bile önerirsiniz bu kitap okunmalı, diye. Kitap tavsiye etmeyi sevmeseniz bile bazı kitaplar içinizde duramaz çıkıp başkalarıyla da tanışmak isterler. Nobel Edebiyat Ödüllü José Saramago’nun Körlük romanı da işte böyle bir kitap. Eşimle alıp okuduğumuz andan itibaren ne zaman arkadaşlar arasında kitap konusu açılsa Körlük’ten bahsettik, başkalarıyla paylaştık.

Her gün sokakta yürüyor, işimizi yapıyor, gözlerimizin önünden geçip giden hayatı izliyor olmamız gördüğümüz anlamına gelmeyebilir. Bir gün adı olmayan bir şehirde adı olmayan insanlar aniden körleşmeye başlarlar. Körlük bulaşıcı bir hastalık gibi yayılır ve insanları ele geçirir ama onları karanlığa hapsetmez. İnsanların gözlerine beyaz bir perde iner. Yoğun beyazlıktan başka bir şey göremezler, bu da huzursuzluklarını, endişelerini daha da artırır. Belki de normal bir körlük olsa kabulleneceklerdir.

Peki insanların zincirleme körleşmesi bir şehre ne yapar? İnsanlar çaresizlik içinde otururlar mı? Birbirlerine yardım mı ederler? Yoksa başlarının çaresine bakmak için her şeyi yaparlar mı? Kendilerine acıyanlar, sorumluluk alıp başkalarına yardım etmek isteyip de bu görevin altında ezilenler, hiçbir şeyi umursamayanlar, hırsızlar, insanlıktan çıkanlar, katiller, tecavüzcüler… Aslında bu saydıklarım her gün gözlerimizin önünde cereyan ediyor ama onları görmüyoruz. İşte kör olanların gözü insanın bu yüzüne açılıyor. İnsan denen yaratığın nasıl değişebileceği ve düşebileceğini…

Bu anlattıklarım gözünüzü korkutmasın, Saramago o kadar da karamsar değil. Olayları her yönüyle gören ve okuyucuya umut da veren bir karakter dahil etmiştir romana. Roman boyunca doktorun karısı olarak tanırız onu,  diğerleri gibi o da isimsizdir ancak  diğerleri gibi kör değildir. Doktorun karısı gördüğü için sorumluğu ağırdır. Yorulur. Çevresindeki körlere yardımcı olmaktan, kocasına bakıcılık etmekten, en çok da insanların dönüştükleri şeyi görmekten yorulur. Ama mücadeleyi bırakmaz, insanları ve onların doğalarını görür, anlar.

Saramago toplumun şiddete ve çirkinliğe yatkınlığının dışında kadın ve kadının bedeni üzerine biz erkeklere çok güzel dersler veriyor. Bu cümle yanlış anlaşılmasın içinizden sırıttığınızı görüyor gibi oluyorum. Kadının sahip olması gereken, sahip olduğu özgürlüğü, bedenleriyle olan ilişkileri ve erkeklerin bu bedene davranışını, erkeklerin kadınlar üzerinde kurmaya alışkın oldukları hakimiyet ile bu hakimiyetin bazı şartlarda nasıl yerle bir olduğunu, böyle anlarda erkeklerin ne kadar aciz olduklarını ve kendileriyle yüzleştiklerini gösteriyor. Özellikle bu bölümler benim için romanın en çarpıcı anlarıydı. Tiksinti, şaşkınlık, kızgınlık, anlam verememeyle gelen kafa karışıklığıyla okudum ama erkekleri ve kadınları kafamda bir kere daha netleştirdim.

Körlük, topluma insanlığın durumunu tüm çıplaklığıyla görmeyen gözler aracılığıyla anlatıyor. Peki körleşen gözler fiziksel olarak tekrar ya da düşünsel olarak belki de ilk defa görebilecekler mi? Bu iki sorudan birinin cevabını bu romanda alamayacaksınız. Hangisi olduğunu tabii ki söylemeyeceğim ama eksik kalan cevabı Saramago’nun Görmek adlı romanında bulabileceğinizi çıtlatabilirim.

Share

Paylaş

Reklamlar
 

 
%d blogcu bunu beğendi: