Hafİf Kültürlü Eğlencelİk Muhabbet

Burada izlemekten, dinlemekten ve okumaktan hoşlandığım kültür-sanat ürünleri ve eğlencelik şeyleri paylaşıyorum. Filmler, albümler, dergiler, kitaplar, diziler, animeler, oyunlar vb. gibi pek çok şey hakkında tamamen öznel yorumlarımı incelemelerimi sadece yazmak istediğim için yazıyorum.

Tıkanma (Choke) 01/02/2010

Tıkanma (Choke) - Denny ve Victor

Dövüş Kulübü’nü ilk izlediğimde çok beğenmiştim. Kurgusunu, anlatımını çok beğenmiştim. Sonra bu filmin bir kitaptan uyarlandığını öğrendim ve gördüm ki; herkes Dövüş Kulübü filmini ve Brad Pitt’i biliyor ama bu filmin bir kitaptan uyarlandığını bilenlerin sayısı az, hatta kitabın yazarını bilenler daha da az. Dövüş Kulübü’nün ve şimdi tanıtacağım filmin uyarlandığı kitabın yazarı Chuck Palahniuk, pek kimsenin yanaşmadığı konuları, insanları işliyor. Romanlarının tam olarak birer yeraltı edebiyatı çalışması olduğunu söyleyebiliriz. Hatta Ayrıntı Yayınları da Chuck Palahniuk kitaplarına yeraltı edebiyatı dizisinde yer veriyor.

Dövüş Kulübü’nü izleyip beğendikten çok sonra, filmin kitabını bir arkadaşımın bana vermesi ile Chuck Palahniuk’u tanıdım. Filmlere karşılık kitapları tercih eden biri olarak da önce kitabını okuma fırsatını kaçırdığım için hayıflanmıştım. (Otostopçunun Galaksi Rehberi’ni hâlâ bitirmediğim için filmini de hâlâ izleyemedim.) Kitabı şaşkınlıkla okudum. Şaşkınlığımın nedeni, Palahniuk’un ne kadar iyi yazdığı değil, kitabın filme ne kadar iyi aktarıldığını anlamamdı. Hepimiz biliriz ki romanlar asla filmlere tam olarak aktarılamaz. Bu durum hem herkesin bir romanı okurken farklı şeyler hayal etmesiyle hem de romanların bir filme sığdırılamayacak kadar çok duygu, düşünce ve diyalogla dolu olmasıyla ilgilidir. Kitapseverlerin (benim de) sıklıkla kullandığı bir cümle vardır: “Kitabı daha iyi.” Dövüş Kulübü’nden önce bu cümleyi kurmadığım bir kitap uyarlaması hiç olmamıştı. İtiraf etmek istemesem de filmini kitabından daha iyi bulduğum yegâne kitap Dövüş Kulübü’dür.

Eşim Dövüş Kulübü’nü izlememiş ama kitabını okumuş ve çok beğenmişti. Beraber Palahniuk’un diğer kitaplarını da denemeye karar verdik. Bunların arasından Tıkanma epey ilgimizi çekmişti. Kitabı çok beğenmiştik, daha sonra film festivalinde filmini izledikten sonra beğenimiz daha da arttı. Tıkanma’nın filmi, Dövüş Kulübü’nde olduğu gibi aynı etkiyi bırakmadı bende. Yani rahatlıkla kitabı daha iyi, diyebilirim ama bu durum filmin çok iyi olduğu gerçeğini değiştirmez. Sanırım Palahniuk’un tarzında, kurgusunda bir şeyler var çünkü romanları filme çok başarılı bir şekilde aktarılıyor. Belki de yönetmenler ve senaristler Palahniuk’tan uyarlama yaparken  daha özenlidirler kim bilir.

Yazının başında değindiğim gibi Palahniuk, her gün sokakta gördüğümüz ama tanımadığımız, belki de tanımak istemeyeceğimiz, toplumun kıyısındaki insanları işliyor. Filme seks bağımlılarının katıldığı bir terapi grubundaki insanları tanıyarak başlıyoruz ki kahramanımız Victor Mancini de bu gruptadır. Victor özel bir hastanede tedavi gören annesinin masraflarını karşılayabilmek için tıp fakültesini bırakmış, 1800’ler Amerika’sını canlandıran bir turist gezinti merkezinde çalışmaya başlamıştır. Arkadaşıyla beraber eski Amerikalılar gibi giyinip turistlere, tarih öğretmenlerinin getirdiği küçük çocuklara eski Amerika’yı anlatmaktadır. Tabii özel hastanenin parasını sadece bu işle ödemesi mümkün değildir. Victor’un asıl para kazanma yöntemi hem ruhsal hem de maddi açıdan doyurucudur. Victor çeşitli restoranlara gidip boğazına yemek kaçırdıktan sonra paralı birinin kendisini boğulmaktan kurtarmasını sağlar. Kurtarılma anında içten içe ihtiyaç duyduğu ebeveyn sevgisini hissetmektedir. Kendisini ölümden kurtaranların çocuğu oluverir bir anda. İlgiye ve dikkate muhtaçtır. Kendisini kurtaranlar bu olaydan sonra onunla ara ara ilgilenmeye devam ederler hatta Victor ihtiyacı olduğunu söylediğinde para da gönderirler. Ne de olsa Victor’un hayatından sorumludurlar artık.

Kitabın ve filmin adını aldığı bu tıkanma hadisesi iki taraflı bir ilişki doğurur. Victor’u kurtaranlar hayatlarında çok önemli bir şey başarmış olurlar. Bir insanın hayatını kurtarmak kendilerine güvenlerini artırır, tekdüze hayatlarında bir şey başardıklarını düşünürler. Victor da onlardan çeşitli bahanelerle para sızdırarak annesinin hastane masraflarını karşılar. Ayrıca Victor kurtarılma anında tüm sorunlarını unutmakta, ilginin tadını çıkartarak kendini, onu kurtaran insanların teselli eden, ona sarılan kollarına bırakmaktadır. Tıkanma durumu, Victor’un para kazanma ve ruhsal olarak rahatlama yöntemlerinin dışında ayrıca Victor’un hayatının hiçbir yöne ilerlemamesi, kısır döngünün içinde olmasıyla da ilgilidir. Victor seks bağımlılığına ve annesine takılıp kalmıştır. Annesi ile olan ilişkisi dengesizdir. Çocukluğu karşılanmayan duygusal beklentiler ve oradan oraya sürüklenmelerle doludur.

Victor’un çocukluğunu, annesiyle olan ilişkisini ara ara karşımıza çıkan geri dönüşlerle görürüz. Annesi uslanmaz bir aktivisttir. Toplumun vandalizm olarak gördüğü eylemlerle, insanları bilinçlendirmeye çalışmaktadır. Örneğin büyük süpermarketlerdeki saç boyalarının kutularının değiştirir, hayvanat bahçesindeki tüm hayvanları serbest bırakır vb. Bu süreç içerisinde de hapse girer, çıkar, polislerden kaçar. Victor, annesinin durumu yüzünden bakıcı ailelerinin yanındadır çoğunlukla. Tabii annesinin gelip onu kaçırdığı zamanların dışında… Annesi polisten kaçmadığı ya da serbest olduğu tüm zamanlarda gizlice Victor’un yanına gelir. Yasak dinleyen biri olmadığı için onu bakıcı aileden kaçırır ve yollara düşer. Annesi her fırsatta oğlunun yanındadır ama onunla bir anne gibi vakit geçirmez. Onu da sürekli bir bilinçlendirme çabası içerisindedir. Hayat dersleri vermeye çalışır. Victor annesine belki borçlu olduğunu düşündüğünden, belki sadece annesi olduğu için hayatını onun bakımına adamıştır bir anlamda. Ama hafızası yerinde olmayan annesi onu tanımaz bile ki kendini hiçbir şeyi umursamayan biri olarak gören Victor içten içe bu duruma incinmektedir.

Film temel olarak Victor’un bu iki tıkanıklığını aşmasına yöneliktir. Victor’un çevresindeki diğer tıkanmış insanlar yavaş yavaş değişirler. Hatta hastanedeki akıl sağlığı pek yerinde olmayan yaşlı kadınlar Victor sayesinde daha iyi olurlar. Akıllarını kurcalayan, onları tıkayan engellerden azat olurlar. Victor’un onun gibi seks bağımlısı olan en yakın arkadaşı terapide aşama kaydeder ve onu bağlayan zincirlerden kurtulur. Hastanede tanıştığı ve kabul etmek istemese de aşık olduğu bir doktor ve annesinin günlüğü Victor’u sürekli kurtulmaya çalıştığı bir değişim girdabına çeker. Victor kötü bir insan olduğunu düşünmektedir, daha iyi ve sağlıklı birine dönüşmek istemez.

Palahniuk, Victor üzerinden iyi ve kötü kavramlarıyla oynamaktadır. Victor insanlara kötü davrandıkça insanlara ondaki iyiliği görür ve onu gıcık ederler. İyilik ve kötülük kavramları Victor’un nezdinde birbirinden ayrılırken çevresinde gelişen olaylar ve insanlar bu iki kavramın karıştığını ve ne kadar da göreceli olduğunu kanıtlamaktadır sürekli. Herkesin güzel ya da değiştirmek istedikleri yönleri vardır ve umutsuzluğa kapılmamak gerekir.

Victor’un tıkanık hayatının tıpasının yavaş yavaş gevşemesini Palahniuk gerçekten ilginç ve absürt olaylar eşliğinde aktarır. Filmi fazla açık etmeden Chuck Palahniuk’un öyküsünün sarmaladığı ilginç ve simgelerle dolu öğelerinden örneklerle yazıyı bitirmek istiyorum: Seks bağımlıları, restoranlarda boğulmalar, İsa’nın sünnet derisi, İsa’nın klonu bir çocuk, mastürbasyon yapmadığı her gün büyük taşlar toplayan Victor’un arkadaşı, havaalanları ile hastanelerde gerçekte ölüm, terörist saldırısı gibi anlamlara gelen şifreli anonsları öğreten bir anne (Pamela Cosgrove isminin anons edilmesi havaalanında silahlı bir terörist olduğunun göstergesidir.) ve Victor’un tıkanıklığı açan aşkın (Aşk her şeyin ilacı mıdır?)  kaynağı “hasta” bir doktor…

Paylaş

Share

 

 
%d blogcu bunu beğendi: