Hafİf Kültürlü Eğlencelİk Muhabbet

Burada izlemekten, dinlemekten ve okumaktan hoşlandığım kültür-sanat ürünleri ve eğlencelik şeyleri paylaşıyorum. Filmler, albümler, dergiler, kitaplar, diziler, animeler, oyunlar vb. gibi pek çok şey hakkında tamamen öznel yorumlarımı incelemelerimi sadece yazmak istediğim için yazıyorum.

En İyi 10 Oyun Müziği (Bana Göre:) 20/01/2010

Bilgisayarlarda ses kullanımı mümkün olduğundan bu yana oyunlarda müzikler kullanılıyor. İlk oyun müzikleri kulağa atari sesleri derlemesi gibi gelen basit şeylerdi. Artık besteciler orkestralarla çalışarak oyunlar için gerçekten çarpıcı parçalar yaratıyorlar.  Oyun müzikleri bir anlamda film müziklerine benzer. Film müzikleri  ikiye ayrılır: Film boyunca arka planda duyduğumuz, sahneleri güçlendiren ve onların daha etkili olmasını sağlayan genellikle orkestraların çaldığı müzikler… Örneğin Starwars, Jaws ya da bir televizyon kanalımızın haberlerde sürekli çaldığı Karayip Korsanları’nın müzikleri. Bir de film içinde kullanılan ya da sadece filmin albümüne dahil edilen çeşitli grupların ve şarkıcıların parçaları… Örneğin: Mad World (Gary Jules ve Michael Andrews) – Donnie Darko, Bang Bang (Nancy Sinatra) – Kill Bill, Die another (Madonna) – James Bond Die Another Day.

Oyun müziklerinde de buna yakın bir ayrım yapılabilir. Çoğunlukla oyunların ana tema (theme) diyebileceğimiz bir açılış müziği bulunur. Bir anlamda oyunu temsil eden müzik diyebiliriz bunlara. James Bond’un, Pembe Panter’in o herkesin bildiği müzikleri gibi… Bu temalar tabii oyun içinde de kullanılırlar. Bir de oyundaki duruma, ortama, sahneye vb. göre değişen – filmlerdeki gibi – görüntüleri destekleyen ve oyundaki o anın daha etkili olmasını sağlayan müzikler vardır. Ben iki türden de seçimler yaptım.

Müzikleri seçerken kriter olarak parçanın oyunun atmosferi ile ne kadar uyumlu olduğuna; oyunun, sahnenin havasını oyuncuya ne kadar hissettirdiğine dikkat ettim. Tabii ki bu yüzden oynamış olduğum oyunlardan seçtim. Sizlerin de çok sevdiği oyun müzikleri olabilir. Hani, yahu bu adam niye falanca harika müziği seçmemiş, derseniz; nedeni o müziğin kullanıldığı oyunu oynamamamdır. Parçaların tarzları oldukça karışık. Kimi parçalar oyunu oynamayanlara tuhaf gelebilir ama dediğim gibi oyunun atmosferini çok güzel tamamlayan parçalar bunlar. Kimileri de oyun olmadan yalın halleriyle de oldukça güzeller. Neyse listeye geçelim. Umarım içlerinden beğendiğiniz parçalar çıkar, böylece sizlere dinleyecek hoş parçalar önermiş olurum.

İŞTE EN İYİ OYUN MÜZİĞİ LİSTEM

10. No One Lives Forever – Theme: Yakın arkadaşım Batu ile zamanında deli gibi oynadığımız bir oyundu. Benim oynadığım nadir FPS’lerden biridir. Oyunda 50’li yıllarda dünyayı ele geçirmeye çalışan kötü adamlarla mücadele eden kadın ajan Kate Archer’ı oynuyorduk.  Ajan filmleriyle hafiften dalga geçen esprili ve çok eğlenceli bir oyundu.

9. Hitman Blood Money – Theme: İlk Hitman oyununu pek de beğenmemiştim. Sevgili bacanağım Aytaç bana 4. oyunu önerdi, hatta biraz gösterdi. Bu oyuna bir şans daha vereyim dedim ve görevlerin oldukça iyi tasarlandığını gördüm. Oyunun açılış müziği Schubert’in Ave Maria’sı gerçekten etkileyici, ama bu oyunda görmek şaşırtıcı…  Hem oyunun atmosferiyle pek bağdaştıramadığım hem de direkt olarak oyun için yapılmış bir beste olmadığından ( doğal olarak) alt sıralar da yer verdim.

8. Mass Effect – Vigil: Mass Effect son dönemlerde çıkan en iyi RPG’lerden (Role Playing Game – Rol Yapma Oyunu) biri. Bir uzay filmini andıran bilimkurgu temalı oyunun müziği; bir insanın sonsuz uzayın etkileyiciliği karşısındaki yalnızlığını, uzayın sükünetinin insanın karmaşasından ne kadar farklı olduğunu hatırlatıyor. Parçayı dinlerken, kendinizi tek başınıza uzayın derinliklerindeki galaksileri, yıldızları sükunetle izlediğinizi hayal ediyorsunuz. Tabii oyunu oynayanlar… Parçanın fütüristik newage tarzı, oyuna cuk oturuyor. Oyunun diğer müzikleri de atmosfer ile çok uyumlu. Zaten seçim yaparken ana tema ve bu parça arasında kaldım. Ana temasını da denemenizi tavsiye ederim.

7. Diablo 1 ve II – Tristram Village Theme: Diablo oynarken mouse bozan çok olmuştur. Kardeşimle nöbetleşe oynuyorduk. Yaz tatilinde sabah ben, öğleden sonra o oynardı. İnsanı bu kadar saran başka bir aksiyon RPG yapılmamıştır. Yapım aşamasındaki üçüncüsünü ısrarla bekliyoruz. Oyun şeytani yaratıkların dünyaya yayılmaya çalıştığı  fantastik bir dünyada geçiyor. Tristram adlı köy de oyunun ana mekânıdır. Müzik oyundaki gizem havasını çok güzel yansıtıyor. Köyde hem bir dinginlik hem de insanları rahatsız eden gizemli bir hava vardır.

6. Fallout 3 – Theme: Elder Scrolls serisinin yapımcısı Bethesda, son Elder Scrolls oyunu Oblivion ile oyunun hayranlarını hayal kırıklığına uğrattıktan sonra açıkçası Fallout’tan pek umudum yoktu. Çok kaliteli bir RPG olan ve nükleer savaş sonrası (Post- apocaliptic diyor yabancılar.) dünyada geçen Fallout serisinin haklarını satın alan Bethesda, riskli bir işe girişmişti. Ama bence altından gayet güzel kalkmışlar. Özellikle oyunun nükleer savaş sonrası atmosferi çok iyi yansıtılmış. Hayatta kalmanın zor olduğu, sürekli savaşmak gereken, ıssız, vahşi bir dünya. Müzik de bu atmosferi tamamlıyor. Oyunun sloganı: Savaş asla değişmez…

5. Civilazation IV – Theme: Sid Meier’in klasik strateji oyunu Civilazation’da bir uygarlığı taş devrinden uzay çağına kadar yönetiyorsunuz. Komşu uygarlıklarla mücadele ediyor, ticaret yapıyor; dünyaya yayılmaya çalışıyorsunuz. Uygarlığınızın ne yönde ilerleyeceği de size kalmış. Teknolojileri, icatları, devrimleri siz seçiyorsunuz. Oyunun açılış müziği, insanlığın beşiği Afrika ezgileriyle insanın direkt aklına takılan bir parça.

4. Monkey Island 3- A Pirate I Was Meant To Be: Şarkı, en sevdiğim adventure oyunu Monkey Island serisinin üçüncü oyunundan oldukça komik bir bölüme ait. Karayipler’de geçen korsan temalı oyunun kahramanı Guybrush Threepwood, tayfalarına bir türlü iş yaptıramadığından gemi ilerleyememektedir. Çalışmalarını isteyen Guybrush’a karşılık tayfalar şarkı söylemeye başlarlar.  Guybrush ne dese, tayfalar Guybrush’un söylediği son kelimeyle kafiyeli bir bölüm bulup sürekli şarkıya devam ederler.  Guybrush da en sonunda kafiye bulamayacakları bir kelime kullanır. Ancak bu esprili şarkının tam olarak tadına varmak için oyunu oynamak ve Monkey Island karakterlerini, dünyasını tanımak gerekiyor.

3. Portal – Still Alive (Kapanış Parçası): Meşhur Halflife serisinin yapımcısı Valve’nin Portal adlı oyunu, son zamanların en yaratıcı oyunlarından biri. Oyun, bir bilgisayarın yönettiği, birbirine bağlı odalardan oluşan labirentvari bir deney alanında geçiyor. Denek olan kahramanımız, gözlerini bir odada açar ve bilgisayar, deneyi anlatmaya başlar. Elinizde boyut kapıları açan iki alet vardır. Aletler, bu boyut kapılarını deney alanı içerisinde istediğiniz yerde açmanızı sağlar. Bir boyut kapısından girildiğinde öbür boyut kapısından çıkılmaktadır. Bu mantığı çeşitli biçimlerde kullanarak her odanın çıkışına varmaya çalışırsınız. Oyun boyunca labirentteki fare gibi bulmacaları çözüp, bir odadan diğerine geçerek deney alanından kurtulup özgür kalmaya çabalarsınız. Oyun sonundaki müzik şirin bir parça. Oyunu bitirdiğimde sözleri yüzünden katıla katıla gülmüştüm. Oyunu oynayanlar bilirler…

2. Monkey Island – Theme: En sevdiğim oyunlardan biri olan Monkey Island’dan iki parça almak durumundaydım. İkisi de çok güzel çünkü. Birinci oyundan bu yana Monkey Island’ın ana müziği, oyunun neşeli havasını temsil ediyor. Ayrıca parçanın tarzı Karayipler’de geçen oyunla oldukça uyuşuyor: Egzotik ve eğlenceli… Oyun hakkında bir fikrinizin de oluşması için 3. oyunun girişinin olduğu bir video seçtim. İşte içinizi kıpır kıpır yapacak, sizi keyiflendirecek bir parça…

1. The Elder Scrolls Morrowind – Theme: Birinci parça için Monkey Island’ın ve Morrowind’in açılış müzikleri arasında kaldım. En sonunda hem oyunun atmosferini tam olarak hissettiren hem de oyundan bağımsız olarak da oldukça etkileyici bir parça olan Morrowind’i seçtim. (Devam etmeden önce tavsiyem, dinlerken sesi iyice açmanız.) Morrowind fantastik ve egzotik bir dünyada geçen bir RPG oyunu. Tuhaf ırklar, değişik canlılar, dev bitkiler, oyunun geçtiği kıtada seyahat etmenizi sağlayan dev yaratıklar, birbirinden farklı coğrafi bölgelere sahip kocaman bir kıta… Oyuna, bu kıtaya gelen bir gemide köle olarak başlarsınız. Tahta bir geminin gıcırtıları ve dalgaların sesi gelmektedir. Gözlerinizi açtığınızda diğer bir köle isminizi sorar ve birazdan kıyıya yanaşacağınızı söyler. Gemiden çıkar, limandaki ofiste kaydınızı yaptırsınız. Devlet adına çalışmak üzere serbest bırakılırsınız. Etrafta insanlar dolaşmaktadır. Devasa bir dünyayı keşfedeceğiniz, pek çok insan ve değişik ırklardan yaratıkla tanışacağınız, savaşacağınız, ünleneceğiniz, tanrılarla karşılaşacağınız bir yolculuğa adım atarsınız. İşte Morrowind’in müziği sizi bu fantastik ve egzotik dünyayı keşfe çıkmaya, destansı olaylarda rol almaya davet ediyor.

 

Rapidshare başında beklemeyin Mipony’ye binin 11/01/2010

Program bölümüne ufak ama kullanışlı bir programla başlayacağım. Ücretsiz bir indirme programı olan Mipony, internetteki dosya yükleme sitelerinden ağrısız sızısız indirme yapmanızı sağlıyor. Özellikle ücretli Rapishare hesabı olmayanlar için harika bir program. Mipony sayesinde Rapidshare benzeri sitelerde bekleme süresi boyunca ekrana bakıp saniyeleri saymak zorunda değilsiniz. Ya da daha bir dakika var o arada başka bir yere bakayım, dedikten sonra geri dönmeyi unutup tekrar süreyi beklemek durumunda kalmazsınız. Mipony sizin için bu süreyi bekliyor ve süre sona erdiğinde otomatik olarak indirmeye başlıyor. Fakat ücretli hesabı olmayanlar için sağladığı en önemli kolaylık bu değil. Normalde indirme sitesinden birden fazla  dosya indirmeniz gerektiğinde kendiniz yapsanız, ilk dosyayı indirdikten sonra ücretsiz indirme süresini bekleyip sonraki dosyayı başlatmanız gerekir. Mipony, programa eklediğiniz bağlantıları sizin istediğiniz sırayla indiriyor. Örneğin Rapidshare’den büyük bir dosya indirdiğinizde sonraki indirme için uzun bir süre beklemeniz gerekir. Fakat kim o süreyi bekleyecek de, hatırlayacak da ikinci dosyanın indirilmesini başlatacak?  İşte Mipony sizin için bekleme sürelerini, indirmeler arasındaki süreleri bekleyip art arda dosyaları indiriyor.

Mipony kurulumunda gelen eklentileri kurmayın.

Programın işleyişine geçmeden önce ufak bir uyarı: Program yüklenirken Mipony plugin’ini yükleme ve web tarayıcınızın açılış sayfasını Mipony ayarlama seçenekleri sunuluyor. Bunları kesinlikle kaldırmanızı öneririm.
Programın kullanımı çok basit. Mipony zaten kopyaladığınız bağlantıları / linkleri otomatik olarak alıyor. Sizin tek yapmanız geren “Seçilenleri İndir” tuşuna basmak. İsterseniz hemen yanındaki “Download selected in folder…” tuşuyla da dosyaların ineceği klasörü seçebilirsiniz.  Dosyaların bitip bitmediğini, yüzde kaçta olduğunu vb. “İndirilenler” sekmesinden takip edebilirsiniz.
Seçenekler sekmesinde eş zamanlı indirme, tamamlananların listeden silinmesi, indirme hızı gibi daha detaylı ayarlar bulunuyor ama çok da gerekli değil. Ben derim ki Mipony kurun gerisini ona bırakın. Dosyaların linklerini ekleyin, o tıkır tıkır indirsin. Bu arada kesinlikle yanlış anlaşılmasın Mipony ücretli hesap kırma, bekleme sürelerini atlama gibi şeyler için değildir. Sadece beklemeleri ve dosyaları sırayla indirme işlemini yapar.

Mipony Link ekleme

Mipony dosya indirme sitelerinin hemen hemen hepsini destekliyor:  Rapidshare, Megaupload, Hotfiles, Easy-Share, Gigasize, Mediafire, Depositefiles, Filefactory, Uploading, 4 shared vb.
Bu kadar çok siteyi desteklemesi Mipony’yi diğer indirme yöneticilerinden ayırıyor. Her site için bilmem ne downloader programı kullanmanıza gerek kalmıyor. Yani dosyaları midillinize (pony) yükleyin, o sizin yükünüzü taşısın. İyi indirmeler… Programı bu linkten indirebilirsiniz: Mipony indir

Paylaş

Share

 

Lost Vikings Trine oldu 10/01/2010

Filed under: Oyun — degoryan @ 20:27
Tags: , , , , ,

Lost Vikings

Lost Vikings, Blizzard’ın 90’larda çıkarttığı oldukça sükse yapmış bir puzzle platform oyunudur. Oyun temelde taş kağıt makas mantığına dayanır. 3 karakteri yönettiğimiz oyunun amacı her karakterin kendine has özelliklerini kullanarak bulmacaları çözüp karakterleri sağ salim bölüm sonuna ulaştırmaktı. O dönemde oldukça orijinal bir fikirdi. Bir kere bir oyunda 3 karakter yönetebiliyorduk (bir seferde bir tanesi olsa da aralarında geçiş yapabiliyorduk.). Her karakterin birbirinden farklı özellikleri vardı. Karakterlerden Erik hızlı koşabiliyor, zıplayabiliyor ve bazı duvarlara koşup boynuzlu miğferiyle yıkabiliyordu öküz misali. Olaf, kalkanıyla düşmanların attığı şeylere karşı diğerlerini koruyabiliyordu. Ya da kalkanıyla Erik’in daha yukarılara zıplayabilmesi için basamak yapıyordu. Ekibin askeri gücü Baleog’du. Kılıcıyla ve okuyla düşmanları öldürebiliyordu. Ayrıca okuyla uzaktan düğmeleri aktif hale getirebiliyordu. İşte oyun boyunca bu farklı özellikleri kullanarak kitli kapıları, engelleri ve düşmanları aşmaya çalışıp bölüm sonuna ulaşmaya çalışıyordunuz.

Frozenbyte’ın bu sene PC’ye çıkarttığı Trine, tümüyle Lost Vikings’in mantığı üzerine kurulu. Finlandiyalı oyun şirketi Lost Vikings’i alıp günümüz oyun teknolojisiyle iyice bir parlatmış. Trine’da da 3 karakteri kontrol ediyoruz. Büyücü, savaşçı ve okçu karakterleriyle oyunların olmazsa olmazı kötü güçlere karşı savaşıyoruz. Oyunun tanıtımını ilk gördüğümde bu benzerlikten dolayı aklıma hemen Lost Vikings geldi. Klasik oyunu pişirip millete sunuyorlar, diye düşündüm. Ancak oyunu oynamaya başladıktan sonra gördüm ki fikir alıntı olsa da oyun oldukça  iyi pişirilmiş.

Oyunda gene 3 karakteri kullanarak ilerlemeye çalışıyoruz ama bu sefer hepsini aynı anda göremiyoruz (Bu tek kişilik oyunda geçerli.). Sadece seçtiğimiz karakteri ekranda görebiliyoruz. Ekrandaki görünen karakteri isteğimize göre istediğimiz anda klavyeden değiştirebiliyoruz.   Bu açıdan tek başına oynandığında Lost Viking’deki gibi farklı karakterleri ekranda doğru yerlerde kullanarak bulmacaları çözme keyfini alamıyorsunuz. Çünkü sadece tek karakterin geçebileceği yerler pek bulunmuyor. Karakterler kendi özelliklerine göre rahatça ilerleyebiliyorlar. Bu konuda en zayıfı savaşçı.

Oyundan asıl tadı arkadaşlarınızla oynadığınızda alabiliyorsunuz. Makineye bağlayacağınız gamepadler ile 3 kişi oynayabilirsiniz. Ama gamepadiniz yoksa da üzülmeyin 1.04 patchi ile oyun birden fazla klavye ve fareye destek vermeye başladı. Ben çift klavye ve fareyi denedim ve gayet güzel çalıştığını gördüm. Hatta oyunu eşimle birlikte bitirdik. Üç kişi her bir karakteri alarak oynadığınızda çok daha keyifli olacaktır. Peki üç karakter dedik durduk. Bunların elinden ne gelir bir bakalım. Bunlar bizim gibi ne iş olsa yaparım ağabeyciler değiller. Ok atsa, büyü yapmıyor, büyü yapsa kılıç sallamıyorlar. Oldukça kaprisliler.

Dövüşçü: Oyuna kılıç ve kalkan ile başlıyor. Daha sonra yanan bir kılıç ve tokmak da kullanabiliyor. Tokmak ile kalkan görevini yerine getiremiyor tabii ki ama aynı anda pek çok düşmana zarar veren bir saldırı yapabiliyor. Fare ile yönünü belirlediğimiz kalkanı oklardan, tepeden düşen objelerden korunabilirsiniz. Bunlar çok da farklı değil tabii. Lost Viking’deki Olaf’dan farkı, objeleri tutup fırlatabilmesi. Fırlattıklarınızla düşmana zarar verebileceğiniz gibi arkadaşlarınızın daha yüksek yerlere ya da bir boşluğun karşı tarafına geçmesini sağlayabilirsiniz. Dövüşçü bir kutuyu, üstüne çıkan diğer karakterlerle beraber ileri fırlatabiliyor. Yani arkadaşlarınızı bir kutuya bindirip fırlatabilirsiniz. İlkel ama ucuz bir taşıma yöntemi diyebiliriz.

Hırsız, kancasını kullanarak karşıya atlıyor.

Hırsız: Oyundaki ablamız düşmanlara karşı yay kullanıyor. Hırsız karakteri oldukça hızlı koşabiliyor ve diğer karakterlerden çok daha çevik. Daha yukarı zıplayabiliyor, en önemlisi de fırlattığı kanca ile tahta yüzeylere tutunarak kendini çekebiliyor, ipin ucunda salınarak oldukça uzaklara zıplayabiliyor. Kanca büyücünün yarattığı objelere (Birazdan buna değineceğiz.) ve tahta kutulara da takılabiliyor. Bu özelliği kullanarak hırsızı, gidilmesi zor noktalara taşımak mümkün.

Büyücü: İşte her fantezi oyununda olduğu gibi en sevdiğim karaktere geldik. Oyunlardan hep büyücüyü oynamayı tercih ederim ki Trine’da da en orijinal karakter büyücü. Büyücü oyundaki objelere hükmedebiliyor ve yeni objeler yaratabiliyor. Farenizin imleci ile ekrana çizdiğiniz kutu, şerit ve üçgenler gerçek objeler dönüşüyorlar. Atlama basamağı için kutuları, boşluktan atlamak istemiyorsanız köprü olacak şekilde bir şerit ya da havada asılı duran üçgen bir platform kullanabilirsiniz. Hatta düşmanlarınızın üzerinde çizeceğiniz büyük kutular düşerek onları öldürebiliyor. Bitti mi, bitmedi. Büyücü ile oyundaki objeleri tutup ekranda istediğiniz yere taşıyabiliyorsunuz. Demin savaşçının ucuz taşıma yönteminden bahsetmiştik. Büyücü de bir kutunun üstüne çıkan karakterleri, kutuyu havada uçurarak  istenilen yere götürebilir. Bu çok daha artistik bir taşıma yöntemi. Bütün bu özellikleri sayesinde bence büyücü en kullanışlı ve eğlenceli karakter. Unutmadan, hırsız kadar olmasa da oyundaki pek çok yere rahat rahat yetecek kadar zıplayabiliyor.

Oyun boyunca topladığınız yeşil iksir kapları ile karakterleriniz level atlayabiliyor. Karakterlerinizin ok, dövüş, güç, büyü vb. özelliklerini puan vererek artırabiliyorsunuz. Bunlar oldukça basit tutulmuş, RPG oyunlardaki gibi detaylı bir karakter geliştirme değil. Ne de olsa bir platform oyunu. Öldüğünüzde oyun boyunca yanından geçeceğiniz beyaz kürelerde doğuyorsunuz. Bir karakter öldüğünde herkes son kayıt noktasına dönmüyor. Kalanlar bir beyaz kürenin yanında giderek ölen kişiyi diriltebiliyorlar.

Oyuna başladığınız andan itibaren oyunun masalsı havasına kapılıveriyorsunuz. Grafikleri gözünüzü okşuyor. Mekân tasarımları ve su, ateş, büyü efektleri tam olarak bir fantezi dünyasında olduğunuzu hissettiriyor. Günümüzde grafiklerin çok daha iyi olması şaşırtıcı değil. Peki Trine’ın Lost Viking kopyası olmaktan öteye götüren nedir, derseniz ben de fizik motoru derim. Karakterlerin mekânlarla ve objelerle olan etkileşimi çok başarılı. Özellikle büyücü karakterinde değindiğim gibi çevrenizdeki pek çok objeyi lehinize kullanabiliyorsunuz.

Büyücü köprüyü kaldırarak savaşçının karşıya geçmesini sağlıyor.

Ancak objeleri kullanmak sadece işinizi kolaylaştırıyor. Bazı nadir durumlar hariç karakterlerin standart özellikleriyle de ilerlenebiliyor. Yani Lost Viking’de olduğu gibi bir bulmaca çözme olayı pek yok. Bir kere karakterlere alıştıktan sonra burayı nasıl geçeceğim, diye pek düşünmüyorsunuz. Gene de özellikle arkadaşlarınızla oynadığınızda oldukça keyifli olabilecek bir oyun. Ben eşimle bitirdim ve epey eğlendik. Oyun biraz kısa, özellikle deneyimli platform oyuncuları oldukça hızlı bitirebilir. Yine de masalsı havası, hoş grafikleri ve birden fazla kişiyle oynayabilme özellikleriyle hoşça vakit geçirtiyor. İlk oyun tanıtım/inceleme yazımızın sonunda geldik. İlk yazı için ufak bir oyun seçtim. Daha sonra baba oyunlar gelecek. Bundan sonra her oyunda olacağı gibi oyun hakkında istediğiniz soruları (kopya, crack vb. hariç), geçmekte zorlandığınız  noktaları ya da merak ettiğiniz her şeyi sorabilirsiniz. İyi oyunlar…

Share

Paylaş

 

 
%d blogcu bunu beğendi: