Hafİf Kültürlü Eğlencelİk Muhabbet

Burada izlemekten, dinlemekten ve okumaktan hoşlandığım kültür-sanat ürünleri ve eğlencelik şeyleri paylaşıyorum. Filmler, albümler, dergiler, kitaplar, diziler, animeler, oyunlar vb. gibi pek çok şey hakkında tamamen öznel yorumlarımı incelemelerimi sadece yazmak istediğim için yazıyorum.

Film Festivalinden Notlar – Şeylerin Boktanlığı (De helaasheid der dingen) 03/05/2010

Gunther'in Babası - Şeylerin Boktanlığı

Festival’de izlediğimiz son film olan Şeylerin Boktanlığı ergenlik çağındaki bir çocuğun babası ve üç amcası ile olan dengesiz ve zorlu büyüme macerasını anlatıyor.

Gunther Strobbe’nin büyümeye çalışmasını, babası ve amcalarıyla olan ilişkisini yazar olmaya çalışan günümüzdeki Gunther’in kaleminden dökülenler aracılığıyla izliyoruz. Gunther, aile ve birey olma arasında sıkışmış, yaşıtlarından oldukça farklı bir ortamda büyümeye çalışmaktadır. Babası, üç amcası ve babaannesi ile yaşayan Gunther, büyüyememiş koca oğlanların arasında kalmıştır. Babası ve amcaları tabiri caizse bir baltaya sap olamamışlardır ve sürekli içki içip zarar ziyan vermekten başka pek bir şey yaptıkları yoktur. Kötü insanlar değillerdir hatta aile bağları ve sevgileri çok kuvvetlidir ama sorumsuzdurlar ve sürekli eğlenmeye çalışırlar. Babaannesi evi çekip çevirmeye çalışsa da üç koca oğlanla (cüsse olarak da koca) baş etmesi mümkün değildir. Gunther’in babası sürekli kendisini terk eden karısını unutamayarak içmekte ve hasbelkader postacılık yapmaktadır. Amcaları da içip, kumar oynayıp çocuk gibi birbirleriyle rekabet etmektedirler. Gunther’in bir çocuk olarak gereksinimlerinin karşılanmasına ihtiyacı vardır ama daha çok bir bar arkadaşı gibi davranılır kendisine. Yani Strobbe ailesinin yaşamında pek çok şey hakikaten boktandır.

Gunther aile kavramı ile kendi ihtiyaçları arasında kalmıştır. Yazmak, arkadaş edinmek ve bir miktar derslerine çalışabilmek için daha sakin bir ortama ve daha usturuplu bir aileye ihtiyacı vardır. Gunther’in karmaşık ve dengesiz bir ortamda büyüme çabası, kararsızlıkları, tepkileri gerçekçi ve güzel bir şekilde anlatılmış.

Gunther ailesiyle ilgili hatıralarını kağıda dökerken mutlulukları, üzüntüleri, hayal kırıklılıklarını bir arada hatırlamaktadır. Ailesiyle olan ilişkileri de hep bu şekilde inişli çıkışlıdır zaten. Kimi zaman eğlenceli, kimi zaman yıldırıcı… Gunther, ailesindeki birliktelik duygusu; babasına olan sevgisi ile kızgınlık, hayal kırıklığı arasında gidip gelmektedir.

Gunther’in kaleminden dinlediğimiz öykü geçmişe dönüşlerle aktarılıyor. Günümüzdeki Gunther de baba olmak üzeredir ama o da henüz hayatını bir düzene sokamamıştır. Babası ve amcaları gibi olmaktan korkmaktadır ama onlar gibi olma yolunda da hızla ilerlemektedir. Gunther nesilden nesile aktarılan sorunlu baba-oğul ilişkinin içinde sıkışıp kalmıştır. Hem babası gibi olmak istememektedir hem de çocuk yetiştirme fikrinden ölesiye korkmaktadır. Şeylerin Boktanlığı bu sağlıksız baba-oğul ilişkisinin iki tarafında da bulunan Gunther’in geçmişi hatırlayışını ve hayatını düzene koymaya çalışmasını oldukça insancıl bir şekilde aktarıyor. Kimseyi yargılamıyor, sadece yaşananları ve bu yaşananlarının bıraktığı izleri, duyguları ve bunların geleceğe yansımasını gösteriyor.

Şeylerin Boktanlığı samimi anlatımı ile harika bir oyunculuğun sergilendiği çok güzel bir film. Festivalde izlediğimiz son film olarak bizim için güzel bir kapanış oldu. Karakterler, kurgu, hikayenin akışı, hepsi gayet başarılı bu nedenle söylenecek pek bir şey yok aslında. O yüzden eşimle büyük keyif aldığımız 29. İstanbul Film Festivali’nden aktardığım bu son filmin cevap bulmaya çalıştığı sorularla yazıyı bitiriyorum.

Gunther anılarına sığınıp onları kağıda dökerek bu döngüyü kırabilecek midir? Oğlunun ihtiyacı olacağı baba olabilecek mi? Kendisine bu soruları soran Gunther hepimizin sorması gerektiği doğru soruyu buluyor sonunda: Gerçekte nasıl biri olmak istiyorum?

 

Film Festivalinden Notlar – Tanrının Gittiği Gün (Le jour où Dieu est parti en voyage)

Ruth Nirere - Tanrının Gittiği Gün

Ruth Nirere - Tanrının Gittiği Gün

Philippe Van Leeuw’un yazıp yönettiği Tanrının Gittiği Gün, Ruanda’da gerçekleşen soykırım ve şiddeti anlatıyor. 1994 yılında Hutu ve Tutsi kabileleri arasındaki politik ve etnik gerilim Ruanda’yı iç savaşa sürükledi ve Hutuların elinde olan hükümet ve Ruanda ordusu organize bir şekilde Tutsi kabilesine soykırım uyguladı.  Tutsi kabilesinden her yaşta kadın ve kıza tecavüz edildi. Resmi rakamlara göre 500.000, tahminlere göre 500.000- 1.000.000 kişi hayatını kaybetti.

Ruanda’daki olayları herhangi bir senaryo olmadan rastgele gösterseniz dahi izleyiciyi etkileyip sarsabilirsiniz. Ancak Tanrının Gittiği Gün’de hiçbir şiddet sahnesi bulunmuyor. Yaşanan vahşetin kendisi değil, insanda uyandırdığı dehşet, korku, yalnızlık ve acı anlatılıyor.

Tanrının Gittiği Gün’ün başkarakteri Ruth Nirere beyaz bir ailenin yanında çalışmaktadır. Olayların başlaması ile beyaz aile BM koruması ile evden kaçar. Ancak Ruth, Tutsi kabilesinden olduğu için dışarı adım atar atmaz öldürülme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu yüzden evin tavan arasına saklanır. Evin yağmalanması bitene kadar orada kalır ve bu süre içinde dışarıdaki katliamın seslerini dinlemek zorunda kalır. Böylece Ruth’un film boyunca süren korkusu, yalnızlığı, şiddete tanık oluşu ve saklanma çabası başlar.

Saklanan, kaçan, hayata tutunmaya çalışan Ruth, her yerde neler olup bittiğini, tecavüzleri, cinayetleri, katliamın izlerini görecek, duyacak ve yarattığı acıyı birinci elden hissedecektir.

Tanrının Gittiği Gün Ruth’un acı, korku ve şok içindeki ruh halini göstererek dolaylı bir anlatımla şiddetin kendisinden daha az işlenen bir yönünü gösteriyor. Şiddetin kendisi kadar korkunçluğunu, insanı nasıl aciz bıraktığını anlatıyor. Ruanda’daki tüm şiddet Ruth’un etrafını sarmıştır ve korku, acı onu da yıkacaktır.

Tanrının Gittiği Gün şiddetin aktarımı olarak farklı bir anlatım tutturuyor ama bu anlatım tarzı Ruanda’daki acıyı tam olarak yansıtmıyor. Bir insan olarak izleyiciyi geçeklerle daha çok yüz yüze getirebilirdi .Gene de tarihte yerini alan bu korkunç olaya dair izleyebileceğiniz farklı bir film.

 

 
%d blogcu bunu beğendi: